Ebeveynlik ve suçluluk duygusu birbirine bağlı gibi görünüyor. Neden böyle? Toplum sürekli olarak bize Daha Fazlasını Yap, Daha Fazlası Ol ve Doğruyu Yap diye baskı yapıyor. Çocuklarımızın sağlığı ve refahı için en son ebeveynlik tekniklerini uygulamamız söyleniyor. Ve doğru teknikleri uygulamadığımızda bunun sonuçlarının muazzam olacağı söyleniyor: bir şey başaramama, bağımlılık, ölüm, küresel pazarda rekabet edememe vb. Sonuç olarak çocuklarımız için en iyisini sağlama ihtiyacı hissederiz. Ve sonra, çocuklarımız üzerinde Tanrı’dan bir kahyalık verildiğine inanan Hristiyanlar olarak, onlar ve canları için en iyisini yapma sorumluluğunun yükünü hissederiz. Bu da ağır bir yük.

Bir de kendi çocukluğumuzun baskısı ve ebeveynlerimizin yaptığı hatalar var ki, tüm ebeveynler gibi onlar da kaçınılmaz olarak hatalar yaptı. Bu hataları tekrarlamama endişesi duyuyoruz. Bir de çocuklarımızdan gelen baskı var; onlar da akranlarından ve medyadan aldıkları bilgilerle bizden ne hak ettiklerini biliyorlar.

Bu çok büyük bir baskı. Kaçınılmaz olarak her ebeveyn bu beklentileri karşılayamayacaktır. Nitekim, her ebeveyn bu beklentileri karşılayamamalıdır; çünkü bunların çoğu düzensizdir ve çocuklar ve kendileri için kötüdür! Ancak suçluluk duygusu hâlâ devam edebilir, çünkü baskı hâlâ devam etmektedir: daha fazlasını yapmak, daha fazlası olmak, çocukları için her şeyi yapan Süper Ebeveyn olmak için!

1960’lardan bu yana ebeveynler çocuklarıyla daha az değil, daha fazla zaman geçiriyorlar. Yine de geride kaldığımızı, çocuklarımızı ihmal ettiğimizi, görmezden geldiğimizi hissediyoruz. Ve bazen, belki de öyleyiz. Belki de telefonlarımızla çok fazla ilgileniyoruz. Ama bugün size önermek istediğim şey, çocuklarınıza futbol oynamaları, keman çalmaları, doğum günü partisine gitmeleri, parka gitmeleri, o aktiviteyi yapmaları veya onlarla oyun oynamaları için fırsatlar vermek kadar önemli olan; kendinize Kutsal Kitabı ya da bir kitap okumak veya eşinizle vakit geçirmek için zaman ayırmaktır. Çocuklarınıza, kendi iyiliğinizi ve eşinizle olan ilişkinizi (eğer varsa) feda ederek çok fazla şey vermek mümkündür. Ve bu, çocuklarınıza, kendinize veya evliliğinize iyi gelmeyecektir.

Burada aklımda kesin bir sayı yok. Yani kaç saatinizi çocuklarınızla geçirmeli ya da okul dışı etkinliklere ayırmalısınız diye söyleyen gizli bir matematik kodu yok. Zaten tüm bunları hesap tabloları açısından düşünmenin doğru bir yaklaşım olduğunu da sanmıyorum. Bunun yerine, ihtiyat ve ölçülülük gibi erdemler açısından düşünmemiz gerekiyor. Ölçülülük, hayatımıza içsel bir düzen getirir. Günlük programlarımızda Tanrı’yı yücelten, sağlıklı ve çocukların ve evliliğin manevi gelişimine katkıda bulunan bir içsel düzen olup olmadığını kendimize sormaya değer.

Özellikle, İsa’nın bile kalabalıktan uzaklaşıp dua etmeye gittiği dikkate değerdir (Markos 1:35). Biz de görevlerimizden, hatta önemli görevlerimizden uzaklaşıp dua etmek ve yalnız kalmak için çaba göstermeliyiz. Peki, programlarımız çocuklarımız için fedakârlık gerektiren etkinliklerle bu kadar doluysa, bunu nasıl yapabiliriz?

Çocuklar çok küçük yaştayken, bebekler ve yeni yürümeye başlayan çocuklar söz konusu olduğunda, hayatın büyük ölçüde hayatta kalmakla ilgili olduğu zamanlarda bunun özellikle zor olduğunu anlıyorum. Bu dönemlerde her eş, çocukları yetiştirirken birbirlerine bakmak için ellerinden gelenin en iyisini yapmalıdır. Ancak çocuklar büyüdükçe, faaliyetler için yeni taleplerin ortaya çıktığı yeni bir yaşam aşaması başlar. Bu faaliyetlerin çoğu, çocukların insan olarak büyümeleri için iyi ve yararlıdır.

Ancak çocukların etkinliklerini her zaman ebeveynlerinin yönlendirmemesi iyidir. Annenin çocuklara dışarıda oynamalarını söylemesi, böylece kendisinin kitap okuyabilmesi ya da resim çizme gibi başka şeyler yapabilmesi iyidir. Babanın çocuklara, şu anda bir işi olduğu için onlarla oyun oynayamayacağını, ancak kendi başlarına hayal dünyalarında oyun oynayabileceklerini söylemesi iyidir. Ailenin şu anda çok fazla adanmışlığı olduğu için çocuklara başka bir ders dışı aktiviteye katılamayacaklarını söylemek sorun değildir.

Elbette çocuklarınıza sürekli “hayır” demek pişmanlık duymanıza neden olacaktır. Ancak ben, milenyum kuşağının bir tür “Cats in the Cradle” kaygısı yaşadığından endişeleniyorum. Yani “hayır” dedikleri takdirde, hayatlarının geri kalanında pişman olacakları değerli anları kaçıracaklarından korkuyorlar.

Bakın, çocuklarımla geçirebileceğim anları kaçırdım ve bunun için hayatımın geri kalanında pişmanlık duyacağım. Hatta bununla ilgili yazılar bile yazdım. Ama bunun nedeni, kitap okumak veya eşimle vakit geçirmek için zamanımı akıllıca kullanmayı tercih etmem değildi. Bunun nedeni, dikkatimi dağıtmak için sürekli ekranı kaydırmakla meşgul olmam veya OKB nedeniyle sürekli düşüncelere dalmamdı. Çocuklarınıza “hayır” demek, zamanınızı iyi bir şekilde değerlendirmek için sorun değildir. Nitekim çocukların, yetişkinlerin başka yükümlülükleri, hobileri ve sorumlulukları olduğunu görmeleri gerekir. Çocuklarımın işimi ciddiye aldığımı bilmelerini istiyorum.

Ayrıca, ister 3 ister 17 yaşında olsunlar, kendileri için yapacak aktiviteler bulmak üzere hayal güçlerini kullanmaya zorlanmaları gerekir. Okumak için bir kitap bulmak, dışarı çıkıp bisiklete binmek, kendi inisiyatifiyle odasını temizlemek (inanın ya da inanmayın, bunu yapanlar gördüm!). Bu bağımsızlığı öğrenmeleri gerekir.

Şimdi tüm bunları söylüyorum ve sanki çocuklarınızı okul dışı etkinliklerden çekmenizi öneriyormuşum gibi gelebilir. Benim çocuklarım da bu etkinliklere katılıyor. O etkinlikler harika! Onları seviyorum. Ve çocuklarımın başarılarından çok gurur duyuyorum. Yani çekmenizi önermiyorum. Bu etkinliklerin hayatınızı ve programınızı nasıl belirlediğini incelemenizi öneriyorum. Ölçülülük açısından düşünürsek, içsel bir düzen var mı, yok mu? Evet, çocuklarımız için fedakârlık yapmak isteriz, ama fedakârlığın aile için aşırıya kaçtığı, evliliğe çok büyük bir yük getirdiği bir nokta vardır.

Eşinizle çıkma geceleri için vaktiniz var mı? Yoksa çocuklar tüm akşamları etkinliklere mi katılıyor? Öyleyse bu kalıcı bir durum mu, yoksa sadece bir dönemlik mi? Bu dönem ne kadar sürüyor? Pazar sabahları kiliseye gidebiliyor musunuz? Bunlar sorulması gereken önemli sorular.

Elbette, tüm aktiviteleri yapmamayı seçmek, çocuklarınızla her zaman oynamamayı seçmek, ilk paragrafta sıraladığım tüm baskılar nedeniyle sizde suçluluk duygusu yaratacaktır. Ve unutmamanız gereken şey, bu suçluluk duygusunun yanlış bir suçluluk duygusu olduğudur. Tanrı için iyi bir kâhya olma baskısı bile, çocuğunuz için her şeyi yapmamanız nedeniyle suçluluk duygusu yaratmamalıdır. Bunun nedeni, her şeyi yapmaktan kaçınmanızın çocuğunuzun iyiliği için olmasıdır.

Ve bu, birkaç yönden doğrudur. İlk olarak, daha önce de söylediğim gibi, çocuklar ebeveynlerinin her zaman faaliyetlerini yönlendirmemesi sayesinde bağımsızlık ve hayal gücü açısından gelişmelidir. İkincisi, kendinize iyi bakarak özverili bir şekilde kendinizi koruyacak ve böylece çocuklarınıza ve eşinize daha iyi bakabileceksiniz. Üçüncüsü, evliliğinize bakacak ve bu da çocuklarınıza bakmak anlamına gelecektir. Dördüncüsü, çocuklarınıza hayatta kendinize ve evliliğinize özen göstermenin önemini göstereceksiniz.

Bu yüzden, o suçluluk duygusu veya baskı geldiğinde, onu yanlış suçluluk olarak etiketleyip hayatınıza devam edebilirsiniz. Siz iyi bir ebeveynsiniz, ama “Süper Ebeveyn” değilsiniz. Çocuklarınızı sevmenin yolu budur: her şeyi onlar için yapmamaktır.

https://newsletter.oalannoble.com/p/dont-do-everything-for-your-kids 19/9/2025’te ulaşılmıştır. İzinle kullanılıyor

Bizi takip edin: