Oğlumuz Seth küçükken dışarıda bir şeyler inşa etmeyi ve çevresini keşfetmeyi çok severdi; onun hayal gücünün ve etrafındaki dünyaya duyduğu merakın yüzünde parlayışını izlemek son derece keyif vericiydi.

Özellikle doğayı ve toprakla oynamayı severdi. Topraktaki bir böcek ya da bulutlardaki ilginç bir şekil gibi, benim asla fark etmeyeceğim ayrıntılarda yaşamın ne kadar hayranlık uyandırıcı ve güzel olduğunu görmek için zaman ayırırdı.

Bir keresinde onu hiçbir yerde bulamamıştım; sonunda bulduğumda ise ilk anda korkmuştum. Seth, tam olduğu yerde, toprağın üzerinde oynarken uyuyakalmıştı. Çocukluğun en saf ve en güzel hâliydi.

Çocuklarımızın o erken yaşlardaki sözlerinde ve davranışlarında çocukluğa özgü o hayranlık duygusunu görmek ve hissetmek her zaman beni etkilemiştir.

Küçük çocukların yanında olmanın kendine özgü, büyülü bir yanı vardır. Fark etmeye özellikle çaba göstermeseniz bile, yaşam karşısındaki belirgin masumiyetlerini ve iyimserliklerini görmemek mümkün değildir. İşte bu, çocukluğun hayranlık uyandıran doğasıdır.

William Blake bu durumu şöyle ifade eder: “Bir çocuk olmanın ne demek olduğunu bil… bir kum tanesinde bir dünyayı, yabani bir çiçekte cenneti görmek; avucunun içinde sonsuzluğu tutmak ve bir saat içinde ebediyeti hissetmek.”

Hayranlık Duygusunu Yitirmek…

Ne var ki, zaman zaman yaşam karşısındaki bu hayranlık duygusunu kaybettiğimi fark ediyorum. Özellikle bir anı aklımda çok net: Seth arka bahçede toprakla oynuyordu ve büyük bir heyecanla beni çağırıp bir şey göstermemi istemişti.

Benim tepkim ise ne yazık ki isteksiz ve ilgisizdi. Zihnimde, sözde “yetişkinlere ait” meselelerle fazlasıyla meşguldüm; bu yüzden toprağın içindeki gizli mucizelere vakit ayırmayı gereksiz görmüştüm. O an için, üzerinde durulmaya değmeyecek kadar önemsiz bir konu gibi gelmişti.

Tanıdık geldi mi?

En son ne zaman siz…

  • Çocuğunuzla birlikte bulutlardan hayalî hayvanlar oluşturdunuz?
  • Bir çiçeğin yapraklarını tek tek kopararak saydınız?
  • Tanrı’nın yaratışında, sizi gerçekten hayrete düşüren basit bir ayrıntı fark ettiniz?

Peki neden yaş aldıkça, yaşamın olduğu hâliyle —ya da en azından olması gerektiği hâliyle— taşıdığı o sadelik ve hayranlık duygusunu kaybediyoruz? Görünüşe göre hayatın doğal yıpratıcılığı, çocukça iyimserliğimizi ve bakış açımızı zamanla aşındırıyor. Böylece bir zamanlar çocuk olmanın ne demek olduğunu unutuyoruz.

Louise Imogen Guiney bu durumu şöyle dile getirir:

“Çocuklar iyimser olarak doğar; biz ise onları yavaş yavaş bu ‘sapmalarından’ eğiterek vazgeçiririz.”

Hayranlığı Çalmak…

Ne kadar üzücüdür ki, çoğu zaman yetişkinler olarak, çocuklarımızın hayal dünyasını genişletmelerine izin vermek yerine onları “gerçeğe çekmeye” çalışarak sevinçlerine gölge düşüren yine bizler oluruz. Oysa çocukların, bizim için bulutları dağıtmasına, dünyaya daha taze ve kirlenmemiş bir bakış açısı sunmasına izin verebilirdik.

Yaşam karşısındaki hayranlık duygusunu yitirdiğimiz için, farkında olmadan çocuklarımızın hayranlığını da ellerinden almaya ne kadar çabuk yöneldiğimizi görmek zor değildir.

Çocuklar çoğu zaman şeylerin içindeki iyiliği büyük bir kolaylıkla fark ederken, bizler aynı hızla olumsuz olanı işaret ederiz.

Onlar yaşamı olması gerektiği hâliyle görmeye çalışırken, biz hemen devreye girer ve onları “hayat adil değildir” ya da “dünya böyledir” düşüncesine hizaya sokarız.

Belki böyle bir dünyayı hatırlamakta zorlanıyor ya da o dünyada yaşamaya istekli değiliz; ancak bu durum, çocuklarımızın kalplerindeki ve zihinlerindeki masumiyeti korumak için elimizden gelenin en iyisini yapamayacağımız anlamına gelmez.

Hayranlığı korumak…

Hayat zorludur ve kimi zaman çocuklarımıza gerçeklerle yüzleşmeleri konusunda rehberlik etmemiz gerekir; ancak kimi zaman da çocukluğun saflığını mümkün olduğunca uzun süre deneyimlemelerine izin vermek son derece değerlidir.

Çok hızlı büyürler ve yaşamlarının geri kalanında düşünen ve davranan yetişkinler olacaklardır.

Hatta belki de, düşünme biçimlerimizin bir kısmını onların bakış açılarına uyarlamayı onlardan öğrenmemiz gerekir.

Gold City, yıllar önce “What Children Believe” (Çocukların İnandıkları) adlı bir şarkı seslendirmiştir. Şarkıda şu dizeler yer alır:

Sevgi sonsuza dek sürer
Anneler ve babalar birlikte kalır
Hile yapanlar asla kazanmaz
Ve verilen söz tutulur
Yalan söylemek kötüdür ama ağlamak normaldir
Hayaller asla ölmez
Ve iman ihtiyacın olan her şeydir
Çocukların inandıkları ne kadar da şaşırtıcı, değil mi?

Tanrı’nın kim olduğu, dünyada ne yaptığı ve bunları bir çocuğun gözleriyle görmenin, aramızdaki en katılaşmış ve en yaşlı “yetişkinleri” bile nasıl dönüştürebileceği konusundaki hayranlık duygusunu asla yitirmeyin.

Bu hafta, hem kendinizi hem de ailenizi tazelemek için biraz zaman ayırın; onlara, bir çocuğun hayranlık dolu dünyasından keyif almak için hiçbir zaman fazla yaşlı olunmadığını hatırlatın.

https://godlyparent.com/wonder-of-childhood/   13/9/2025’te ulaşılmıştır.   İzinle kullanılıyor

Bizi takip edin: